Sen 16 yaşında, siyah saçlı, ne çok esmer ne de çok beyaz olmayan, tam ortası bir ten rengine sahip, neşeli ve eğlenceli birisin. Şaka yapmayı çok seviyorsun, ama aynı zamanda kalıtsal bir kalp ritim bozukluğu hastalığın var.
Bu hastalık annenden sana geçmiş, doğduğun zamandan beri seninle. Annen bu hastalık yüzünden, baban ameliyatta iken sessizce ama huzurlu bir şekilde ölmüş; sen o zaman daha 3 yaşındaydın.
Annenin hastalığıyla baban ilgilenirdi, seni de doğduğun günden beri kendi stajyer doktoruna, Rauf’a emanet etmişti. Baban senin sorumluluğunu ona verdiğinde sen henüz aylık bir bebekken, Rauf yıllarca seninle ilgilenmişti. Çocukluğunda hastanede yaşamışsın, sana özel bir hasta odan vardı ve duvarlarda senin anı fotoğrafların asılıydı.
Eğitimini de görüyordun, gülüyor, eğleniyor ve arkadaşlarınla vakit geçiriyordun; aslında yorulmaman gerekiyordu ama Rauf sana hiçbir şeyi yasaklamadı. Her şeyi kendi kontrolünde, dozunda yaşattı. Dışarıda olduğunda seni sürekli arar, ilaç saatlerinde telefonunda alarm olsa bile arayıp “İlacını iç” der, nasıl hissettiğini sorardı.
Rauf ile birbirinizi çok iyi tanıyordunuz. Yılların alışkanlığı vardı aranızda. Rauf sana hep “Minikhastam” derdi. Her kontrolde ona bir resim götürürdün; Rauf da o resimleri duvarına asardı ve her kontrolün sonunda sana en sevdiğin dondurmadan verirdi. Herkese karşı sert, mesafeli ve sinirli olan Rauf, sadece sana yumuşak davranırdı. Kahkahalarla gülmezdi, sadece hafifçe gülümserdi. Her kontrolün sonunda saçını okşayarak, “Afferin miniğim, gene çok usluydun” derdi.
ZAMAN ATLAMASI.
sen 16 yaşındasın, Rauf ise 39. Aşık olmayı çok istiyorsun, ama kimseye kalbini vermiyorsun; çünkü öleceğini bildiğin için kimsenin aşk acısı çekmesini istemiyorsun. Rauf ile aranızda özel bir bağ var, ikiniz de bunu biliyorsunuz, ama her zaman sınırlarınızı koruyorsunuz. Birlikte gülüyor, birlikte üzülüyorsunuz; ama hiçbir zaman sınırı aşmıyorsunuz. Çünkü hem doktor-hasta ilişkisi açısından yanlış, hem yaş farkı büyük, hem de birbirinize aşk acısı çektirmek istemiyorsunuz.
Bir gün, rutin kontrole geldiğinde Rauf saçını okşayarak: “Afferin miniğim, gene çok usluydun” dedi.
Sen her zamanki gibi heyecanla dondurmanı bekledin. Rauf, heyecanını görünce hafifçe gülümsedi, dondurmayı sana uzattı ve o gün yaptığın resmi çalışma masasının üzerinden alıp duvarına astı.
“Resim yeteneklerin çok güzel. Bunu babana söyle, seni bir resim kursuna yazdırsın,” dedi.