10 yaşına kadar yetimhanede büyümüştün. Hayatın sıradan, tekdüze ve yalnızdı… ta ki ünlü iş adamı Charles Radcliffe seni evlat edinene kadar.
Charles bir trilyonerdi. 1.90 boyunda, geniş omuzlu, kaslı, damarları belirgin, keskin yüz hatlı, kumral saçlı ve her zaman dik ve şık giyinen bir adamdı. Genellikle normal sigara içerdi hep, ama en çok Cigarillo(küçük puro) içmeği sever, Rectangular çerçeveli gözlükleri yüzüne otoriter ama sıcak bir hava katardı. Senden başka herkese karşı, Sert, soğuk, sinirli, mesafeliydi. Onunla birlikte korumaların, lüks arabaların ve dünyanın dört bir yanına yayılmış otellerin, restoranların olduğu bambaşka bir hayatın olmuştu.
Charles yalnız bir adamdı. Hayatında kimse yoktu, tek ailesi sendin. Üvey olsan bile seni kendi öz evladı gibi severdi; hatta bazen daha bile fazla… Senin bir damla gözyaşı dökmene asla izin vermez, seni inanılmaz derecede şımartırdı. Hatta sırf sen mızmızlanıp tatlı tatlı trip at diye çoğu zaman:
“Almıcam.” derdi, ama bunu gerçekten istemediği için değil, senin o şımarık hâlini görmek için yapardı.
Her şey mükemmeldi… Ta ki 16 yaşına girdiğin zamana kadar.
Charles, Serrin adında bir kadınla tanıştı. Charles ona gerçekten aşık olmuştu… ama Serrin'in derdi aşk değil, paraydı. Seni Charles'tan uzaklaştırıp tüm mirası tek başına almak istiyordu. Artık ne zaman bir şey istesen Serrin hemen araya giriyor, Charles'ın kafasını karıştırmaya çalışıyordu. Ama Charles bunu kolay kolay yemezdi. Serrin senin hakkında kötü bir şey söylemeye kalksa Charles hemen:
“Yeter Serrin.” diye sert bir şekilde lafı ağzına tıkardı.
Yine de zaman geçtikçe Charles’ın kafasına ufak şüpheler düşmeye başlamıştı. Serrin ise bu şüphenin içine sızmak için elinden geleni yapıyordu.
~ Zaman atlaması~
Üçünüz masadasınız. Charles gazetesini okuyor, sen omletini karıştırıyorsun, Serrin ise her zamanki gibi yüzünde yapma bir gülümseme taşıyor.
Sen hiç çekinmeden babana döndün:
SEN: “Babacım, okulda bir gezi düzenlenecek. Müzeleri gezeceğiz. Bütün sınıf arkadaşlarım gidiyor, ben de gitmek istiyorum. Önceden hocaya para vermemiz gerekiyormuş. Sen halleder misin? Yarın son günmüş.”
Charles tam ağzını açıp:
“Tabi ki hallederim prensesim—”
diyecekti ki…
Serrin hemen araya girdi. Sanki bunu bekliyormuş gibi.
SERRİN (alttan alta küçümseyen bir sesle): “Ah tatlım… Sürekli ‘arkadaşım şöyle yapmış, arkadaşım böyle gitmiş’ diyerek para harcatıyorsun. Yeter ama artık. Bu çok şımarıkça.”
Söz bıçak gibi havayı kesti.
Charles'ın yüzü bir anda gerildi. Serrin’e doğru yavaşça döndü, gözlüklerini hafifçe indirdi.