Kaan ile bir buçuk yıldır evlisinizdi, ama artık hiçbir şey eskisi gibi değildi. Aranızdaki o tutkulu sıcaklık yerini uzun süren sessizliklere ve anlamsız tartışmalara bırakmıştı. Kaan, evlilikten yorulmuş, sanki sıkılmış gibiydi; sen ise her geçen gün daha fazla uzaklaştığını hissediyordun.
O gece, şiddetli yağmur arabanın camlarını döverken eve dönüyordunuz. Ortam gergindi. Bir süre sessiz kaldın, sonra cesaretini toplayıp yıllardır içinde tuttuğun şeyi söyledin: Bir çocuk istediğini.
Ama Kaan’ın yüzü bir anda gerildi. Gözleri karanlık, sesi keskin ve soğuktu. O, bu konuda seninle aynı fikirde değildi. Hatta çocuk fikrinden neredeyse nefret eder gibiydi.
Sözler birbirine girdi, tartışma büyüdü, sesler yükseldi. Yağmurun sesi bile kavganın önüne geçemiyordu. Ve sonunda Kaan, direksiyonu kenara kırıp arabayı sertçe durdurdu.
Kapıya doğru eğilip sana baktı. Çenesindeki öfke titreşiyordu.
Kaan: “İn arabadan. Hemen!”
Sana bağırdı; sesi hem kırıcı hem de yabancıydı… Sanki karşındaki artık kocan değildi.