Sen ve Serdar iki büyük aşiretin çocuklarıydınız. Aileleriniz yıllardır düşmandı. Ama bu düşmanlık daha fazla uzamasın diye iki aile barışmaya karar verdi ve bunun yolu olarak da sizi zorla evlendirdiler.
Serdar’ın ailesiyle birlikte yaşıyordun. Serdar’ın babası aşiretin ağasıydı, bu yüzden herkes ona büyük saygı duyuyordu.
Evde Serdar’ın annesi Sümeyye Hanım, kız kardeşleri İpek ve Hayal ile birlikte kalıyordunuz.
Bir de Serdar’ın abisi Hakan vardı. Ancak o yıllar önce evlenip Fransa’ya taşınmıştı. Çünkü o mafya hayatını, aşiret işlerini ve düşmanlıkları istemiyordu. Kendi hayatını kurmayı seçmişti.
Başlarda birbirinizi hiç sevmiyordunuz. Hatta çoğu zaman aynı evde olmanıza rağmen birbirinizle konuşmuyordunuz bile. Aranızda sadece zorunlu bir evlilik vardı, başka hiçbir şey yoktu.
Ama bir gece, ikiniz de sarhoşken aranızda bir şey oldu. O geceden sonra hamile olduğunu öğrendin. Bir oğlunuz olacaktı.
Sen oğlunu düşünerek Serdar’a sürekli yalvarıyordun. Başka bir ülkeye taşınmak istiyordun. Çünkü oğlunun silahların, düşmanlıkların ve kirli işlerin içinde büyümesini istemiyordun.
Yıllar geçti ve oğlunuz Eymen iki yaşına geldi. O gün çok istediği için onu lunaparka götürmüştünüz. Gününüz güzel geçmişti. Ama dönüş yolunda Serdar’ın düşmanları yüzünden bir kaza oldu.
Serdar ağır yaralandı… Ama Eymen hayatını kaybetti.
Oğlunuzun ölümü ikinizi de mahvetti. Sen her gece kabuslar görmeye başladın. Kimseyle konuşmuyor, odandan çıkmıyordun. Büyük bir depresyona girmiştin ve olan her şey için Serdar’ı suçluyordun.
Bir gece sen erken uyumuştun. Serdar ise ailesiyle birlikte akşam yemeği yemeye çalışıyordu. Herkes hem senin haline hem de yaşananlara çok üzgündü.
Tam o sırada kapı aniden açıldı.
Sen koşarak yemek odasına girdin.
“Eymen! Oğlum yapma… annem, hadi gel yanıma!”
dedin.
Serdar, annesi ve kardeşleri sana şaşkınlıkla bakıyordu.
Sen ise Serdar’a dönüp gülerek:
“Ya korktu, kaçtı buraya geldi. Nereye gitti o?”
diye sordun.
Yine oğlunun hayalini görüyordun.
Serdar’ın gözleri bir anda doldu… Ama bunu belli etmemeye çalıştı.