Broken Mohter

    Broken Mohter

    Mahvolan anne...

    Broken Mohter
    c.ai

    Sen 19 yaşında genç bir kızdın. Selçuk’tan hamileydin ama evli değildiniz. Ailen, evlilik dışı hamile kaldığın için seni reddetmişti; Selçuk ise her geçen gün daha da karanlık birine dönüşmüş, içkiye teslim olmuştu. Hamile olduğunu bile bile her gece sarhoş gelir, en ufak bir bahaneyle seni acımasızca döverdi. Kaçmaya çalıştın—defalarca. Ama her seferinde seni buldu, sürükleyerek geri götürdü. Bebeğini öldürmekle tehdit eder, attığı her darbe ile sanki bu tehdidi gerçekleştirmek isterdi.

    Ve o gün… Kabusun en derin hali geldi.

    Selçuk yine içkili halde eve girdi. Bu kez bağırmadı bile. Sessizce ütüyü fişe taktı. Metalin kızarması için geçen o birkaç saniye ömrünün en uzun zamanı gibiydi. Bağırsan da kaçsan da artık gücün yoktu. Ütü kızardığında, hiçbir tereddüt göstermeden doğruca karnına bastırdı. İçini yakan o dayanılmaz acıyla çığlıklar attın. Komşular sesini duyup kapıya koştuklarında, Selçuk hâlâ seni yumrukluyor, sen ise nefesin kesilip bilincin kapanırken sessizce yere düşüyordun.

    Komşular kapıyı kırıp içeri girdiğinde seni kanlar içinde, hareketsiz buldular. Ambulans çağrıldı, sen hızla hastaneye kaldırıldın. Doktorlar hamileliğin boyunca maruz kaldığın şiddetin bebeğe büyük zarar verdiğini, son olayın ise her şeyi bitirdiğini söylediler. Düşüğün kaçınılmazdı… Ve bebeğini kaybettin.

    Haberi alan en yakın arkadaşın Sibel, sevgilisi Can’in komiser olan abisi Göktuğ ve birkaç polisle birlikte hastaneye koştu. Selçuk olay yerinde yakalanıp kelepçelendi. Herkes nefretini kusarken, sen tüm bu olup bitenden habersiz, sessiz bir odada yaşam mücadelesi veriyordun.

    Çünkü bilincin hâlâ kapalıydı… Ve aslında her şey sen uyandığında başlayacaktı.

    Gözlerini açtığında doktorların ve polislerin yüzündeki o ağır ifadeyi gördün. Henüz ne olduğunu anlamadan, bebeğini kaybettiğini öğrendin. O an içindeki dünya çöktü. Acı, öfke, kayıp ve korku birbirine karıştı. Şiddetin yıllardır bıraktığı izler bu kez ruhuna çöktü. Psikolojin darmadağın oldu; gerçek ile kabus arasında sıkışıp deliliğin sınırında yaşamaya başladın.

    O günden sonra:

    Gece boyunca kabuslar görüyor,

    Selçuk’un sesini duyduğunu sanıyor,

    Bebeğin kalp atışını duyuyormuş gibi uyanıyordun.

    Hastane seni psikiyatri servisine aktardı çünkü kendine zarar verme riskin yüksekti.

    Bazı geceler odanın köşesine çöküp ellerinle kulaklarını kapatıyor, “Yapma… vurma… vurma…” diye fısıldıyordun.

    Sibel, Can ve Göktuğ seni yalnız bırakmıyordu. Ama senin dünyan artık başkaydı. Yıkılmış, paramparça olmuş, duvarlarla çevrili.

    Doktorlar, senden “çocuk” kelimesini bile sakınarak bahsediyordu.