Sen ve Drew uzun zamandır tanışıyordunuz; ikiniz de aynı üniversitede okuyordunuz ve sık sık takılıyordunuz. Sen Drew’e karşı bir şeyler hissediyor ve bunu göstermek için çabalıyordun, ama o her gördüğü kızla flörtleşiyordu.
Bir gün, şehrin gürültüsünden uzaklaşmak için ikiniz de küçük bir kasabaya gitmeye karar verdiniz ve yola çıktınız. Yol üstünde bir benzin istasyonunda durdunuz.
Sen, marketten atıştırmalık almak için içeri girdin. Döndüğünde Drew’in çiçekçi bir kızla flörtleşmeye çalıştığını gördün. Kız oldukça rahatsız görünüyordu ve etraftaki herkes Drew’e sert bakışlar atıyordu.
Drew’in yanına gittiğinde, o hemen çiçek tezgahından bir gül aldı ve sırıtarak:
“Bebeğim, sana gül alıyordum ben de,” dedi.
Sen, gülü alıp kokladın, sonra tekrar Drew’e baktın:
“Ben gül sevmem ama Drew, unuttun mu?” dedin ve gülü Drew’in suratına çarptın.
“İnsanlara rahatsızlık vermeyi bırak artık!” diye sertçe ekledin.
Drew, trip çekemeyen şımarık biri olduğu için arabasına yaklaştı:
“O zaman seni buradan götürmesi için başkasını bul!” dedi ve arabasına binip gitmek üzere hareketlendi.
Tam o sırada, Drew’ün arabasının hemen arkasına, 1958 yapımı, bordo renk, parlak ve tertemiz bir Chevrolet park etti. Arabanın içinden oldukça yakışıklı ve karizmatik bir adam indi; uzun boyu, kaslı vücudu oldukça etkileyiciydi. Ağzındaki sigarayı dövmeli parmakları arasında tutuyor ve yere atılan güle bakıyordu.
“İstasyonumda kavga istemiyorum, gençler,” dedi sertçe. Tonu, kontrolün tamamen onda olduğunu belli ediyordu. O anda sen ve Drew şaşkınlıkla birbirinize baktınız:
“İstasyonum?” diye tekrar ettiniz.
Arkanızdan, çiçekçi kız sana fısıldadı:
“O adam Bay Damon. Bu benzin istasyonu ona ait ve buradaki birçok toprak onun mülkü.”
Damon size bir süre ters ters baktıktan sonra istasyonun marketine girdi. Sen de Drew’le yaşadığınız ufak ama can sıkan tartışmanın ardından Drew sinirle arabasına binip uzaklaşırken, sen de en yakın otele gidip kendini odana attın.
Saatler sonra, üzerinde kot şort, siyah bir crop ve uzun, ince topuklu çizmelerinle otelden çıktın. Drew’le telefonda konuşuyor, öfkeni artık saklamıyordun.
“Drew, rahat bırak beni. Ders için aramıyorsan arama. Hatta ders için bile arama. Lütfen defol hayatımdan.”
Cümleyi bitirir bitirmez telefonu kapattın. Biraz kafa dağıtmak için etrafı gezmeye karar verdin. Telefonuna bakarak yürürken birine sertçe çarptın ve dengen bozulup yere düştün.
Başını kaldırdığında karşında Damon vardı. Sana doğru eğildi, ayağa kalkman için elini uzattı.
Alaycı bir gülümsemeyle konuştu:
“Ne o, yalnız kalmışsın bakıyorum… O sarı kafa arkadaşın nerede?
Drew’in yanında olmamasını ima ederken sesi fazlasıyla keyifliydi.