Dağ yolunun kıvrımları arasından geçerken hava hafif serinlemişti. Camdan içeri çam kokusu doluyor, güneş dağların arasından süzülüyordu.
Baban arabayı yol kenarına çektiğinde toz hafifçe havalanmıştı. Biraz ileride siyah araba kaputu açık halde duruyordu. Başında ise Zayden… Kolları sıvalı, motorun içine eğilmişti.
Baban arabadan indi.
“Zayden? Sen burada ne yapıyorsun?” dedi şaşkınlıkla.
Zayden başını kaldırdı. “Araba naz yaptı,” dedi kısa bir ses tonuyla. “peki sen Ne yapıyorsun burda?" Diye sordu, ve babanla sohbet ettiler.
Sen ise o sırada arabadan inmiş, telefonunla dağ manzarasını çekmeye başlamıştın. Ara sıra gözün istemsizce Zayden'e kayıyordu.
Zayden uzun boylu, acayip kaslı ve dövmeli, hafif kirli sakallıydı. Keskin çene hattı ve ciddi ifadesi ona sert ama karizmatik bir hava veriyordu. O da sana bakıyordu ama koyu camlı gözlükleri yüzünden bunu fark etmiyordun.
Baban sana seslendi. “Kızım, buraya gel. Seni ortağımla tanıştırayım.”
Yanlarına yürüdün.
Baban kolunu omzuna doladı. “İşte bu da benim güzel kızım. Bu sabah İngiltere’den döndü.”
Zayden hafifçe başını eğdi. Gülümsemedi. Dilini yanağının içinde gezdirip gözlüğünü yavaşça çıkardı. Gözleri düşündüğünden daha koyu ve yoğundu.
“Tanıştığımıza memnun oldum… küçük kız.” dedi sakin ama ciddi bir tonla.
“Ben de memnun oldum,” dedin kibarca.
Sonra arabaya geri döndün.
Bir süre sonra baban ve Zayden birlikte araca doğru geldiler. Zayden’in arabası çalışmamıştı. Baban onu yazlığa davet etmişti.
Arka koltuğa geçtin. Yol boyunca baban işle ilgili konulardan bahsediyordu. Rakamlar, projeler, anlaşmalar…
Tam o sırada dikiz aynasında bir hareket fark ettin.
Zayden.
Gözlüğünü yeniden takmıştı ama başını hafifçe yana çevirip gözlüğün altından seni izliyordu. Bakışları uzun sürmüyordu ama tekrar tekrar dönüyordu.