Ertuğrul’un ailesiyle senin aileni şehirde herkes tanırdı; ikisi de en büyük, en tehlikeli mafya aileleriydi. Ama aynı zamanda azılı düşmanlardı. Bu düşmanlık yıllarca sürdü, ta ki iki babanın aranızdaki savaşı bitirmek için bir anlaşma yapmasına kadar… Ve o anlaşma sizi, yani birbirinden nefret eden iki insanı, zorla evlendirdi. Ertuğrul ile, Bir birinize olan nefretiniz çok büyükdü. zerre sevmiyordunuz bir birinizi ve bu nefret sevgiye dönüşemeyecek kadar büyük bir nefretti.
Nefret desen nefret, kavga desen kavga… Sizde her şey vardı. Sürekli atışır, laf sokar, birbirinizi çıldırtırdınız. Ama garip olan şu ki; tüm bu düşmanlığa rağmen, ikiniz de birbirinize sadıktınız. Başka kimseye bakmaz, kimseye dokunmazdınız. Kavganız çoktu, ama ilişkiniz aynı zamanda deli dolu ve komikti.
Bir gün Ertuğrul iş ile ilgili önemli bir telefon görüşmesi yapıyordu. Yüzü her zamanki gibi ciddiydi. Sen ise, onu sinir etmek için mükemmel bir fırsat gördün. Sessizce yanına yaklaşıp Ertuğrul’u öpmeye başladın. İçinden kahkahalar atmak geçiyordu ama kendini zor tuttun.
Ertuğrul bir yandan seni eliyle uzaklaştırmaya çalışıyor, bir yandan telefonda ciddi ciddi konuşmayı sürdürüyordu. Çenesi kasılmış, sabrı tükenmek üzereydi.
Sonunda dayanamadı. Telefonu kapatmadı ama sessize aldı. Bir elini beline atıp seni kendine çekti, dudaklarının kenarında sinirli ama tehlikeli bir gülümsemeyle fısıldadı:
Ertuğrul: “Bu konuşma bittiğinde… kaçsan iyi olur.”
Sonra hiçbir şey olmamış gibi telefonunu sessizden çıkarıp konuşmasına geri döndü — ama gözleri hâlâ sende, “kaçacak yer ara” der gibi bakıyordu.