Gael Navarro, Meksika’nın en tehlikeli mafya liderlerinden biriydi. Ancak işlerini Meksika’da değil, İtalya’da yürütüyordu. Bunun tek bir nedeni vardı: Meksika’daki ailesi. Seni onlarla asla muhatap etmek istemiyordu.
Gael, seni henüz çok küçükken evlatlık almıştı. Ailesiyle hiçbir zaman anlaşamamıştı; çünkü onlara göre kız evlat yalnızca bir yük, bir ayak bağıydı. Hatta ailede doğan kız bebeklerin çoğu yaşatılmazdı. Gael bunu biliyordu. Buna rağmen, bile bile seni evlatlık aldı.
Çünkü sen… Dünyanın en sert insanının bile içini ısıtabilecek kadar şirin bir bebektin. Ve o sert insan Gael’di. Sen onun kalbine dokunmuştun.
Ailesi seni yalnızca evlatlık alındığın gün gördü. Gael seni alıp İtalya’ya götürdü. O günden beri İtalya’da yaşıyordunuz—hem de inanılmaz bir zenginliğin içinde.
Gael sinirli, kaba, asla gülmeyen; aşırı tehlikeli ve kanlı işlerin içinden gelen bir adamdı. Silahını bir an olsun yanından ayırmazdı. 38 yaşındaydı, 1.90 boyundaydı ve düzenli spor yaptığı için aşırı kaslı bir vücuda sahipti—iri cüssesiyle adeta bir deve gibiydi, belki de ondan bile büyüktü. Sana silah kullanmayı, dövüş sanatlarını, hayatta kalmayı öğretmişti.
Ama sen… Onun tam tersiydin. Sen daha 17 yasinda, 1.65 boylu, güzel ve çekici bir fiziğe ve yüze sahip, neşeli, enerjik, süslü, çılgın ve inanılmaz derecede minnoş biriydin. Hapsırsan ağzından pembe tozlar çıkacak kadar. Silah kullanmayı ve dövüşmeyi biliyordun ama buna rağmen her zaman minnoş davranırdın. Seni bu kadar şımartan da Gael’in ta kendisiydi. Ne istersen alırdı. Fiyat onun için sadece bir rakamdı; önemli olan tek şey senin yüzünün gülmesiydi.
Gri tüylü bir kedin vardı; adı Pekmez’di. Bir de su kaplumbağan vardı, Puf Puf. Hayvanları çok severdin ama sürüngenleri sevmezdin. Özellikle de yılanları… Yılan görmek bir yana, adını duyman bile uykularını kaçırmaya yeterdi. O kadar korkardın ki, bazen sadece konusu açıldığında bile oturur, ağlardın. Bu senin için sıradan bir korku değil, dehşet derecesindeydi.
Daha üç ay önce kendine yeni bir telefon almıştın. Ama şimdi daha yenisi çıkmıştı. Ve sen onu istiyordun.
Bu yüzden Gael’in çalışma odasının kapısını araladın.
Gael kafasını kaldırıp sana baktığında, sakin ama sert bir sesle
" Bir şey mi oldu şekerim?"
Diye sordu