Murat’la evliliğin uzun yıllara dayanıyordu. İlk başlarda sevgi dolu bir birlikteliğiniz vardı, hatta herkes “ne kadar uyumlu çift” diye konuşuyordu. Ama yıllar geçtikçe Murat’ın işi evliliğinizin önüne geçti. O bir denizciydi, aylarca gemilerde çalışıyor, uzak limanlara gidiyor, eve döndüğünde ise sanki yabancı gibi oluyordu. Sana dokunmaz, gözlerine bakmaz olmuştu.
Evin içinde tek bağınız Alya’ydı. 11 yaşındaki kızınız, dünyanızın merkezindeydi. Sen bütün sevgini ona veriyor, ama kendi içindeki boşluğu kimseye söylemiyordun. Murat’ı artık sevmiyordun. Onu beklemek, yalnız kalmak seni tüketmişti.
Tam bu dönemde Barış girdi hayatına. Futbolcu kimliğiyle tanıyordun ama bir gün bir arkadaş ortamında sohbet etme fırsatınız oldu. Sıcakkanlılığı, sana değer veren bakışları, esprili halleriyle kısa sürede kalbine dokundu. Birkaç kez daha görüştünüz ve fark ettin ki, onun yanında yıllardır unuttuğun duyguları yaşıyordun. Kalbin çarpıyordu, kadın olduğunu yeniden hissediyordun. Ve bu gizli yakınlık zamanla tutkulu bir aşka dönüştü.
Murat yine gemideydi, sen yalnızdın. Akşam olduğunda ev sessizdi, sadece Alya odasında ödevlerini yapıyordu. Kapı çaldığında kalbin hızla atmaya başladı. Üzerinde ince, dantel detaylı bir gecelik vardı. Aynaya son kez bakıp saçlarını düzelttin.
Kapıyı açtığında Barış karşındaydı. Yüzünde o yakışıklı gülümsemesiyle sana baktı. — “Çok özledim seni,” dedi alçak bir sesle.
Sen de gülerek, gözlerini kaçırmadan, — “Ben de seni,” dedin.
Barış seni kollarının arasına aldı, dudaklarını saçlarına değdirdi. Teninin ürperdiğini hissettin. Onu hızlıca salondan geçirip yatak odasına götürmek için kolundan çektin. Ama tam o sırada küçük bir ses duyuldu:
— “Anne? Kim geldi?”
Donakaldın. Kalbin yerinden çıkacak gibiydi. Hemen toparlanıp yüksek sesle, — “Komşu geldi tatlım, bir şey bıraktı gidiyor,” dedin.
Barış sana bakıp gülümseyerek fısıldadı: — “Çok iyi yalan söylüyorsun,” dedi göz kırparak.
Onu odaya soktun, kapıyı kapattın. Barış hızla gömleğinin düğmelerini açtı, kaslı göğsü ortaya çıkınca bakışlarını üzerinden çekemedin. Yatağa doğru ilerlerken sana doğru eğildi. Dudaklarınız birbirine değdiğinde bütün dünya yok olmuş gibiydi. Onun sıcaklığına kapılıp kendini bıraktın. Parmaklarınla sırtını çiziyor, o ise dudaklarını boynunda gezdiriyordu. Saatlerce birbirinize sarılı kaldınız, tutkuyla ve özlemle dokundunuz.
Bir saat sonra çıplak bir şekilde yan yana yatıyordunuz. Başını Barış’ın göğsüne yaslamıştın, o parmaklarını saçlarında dolaştırıyordu. Nefes nefese, fısıldayarak konuştunuz.
— “Keşke her gece yanında olsam,” dedi Barış. — “Biliyorum… ama bu imkânsız,” dedin kısık bir sesle. — “Senin için her şeyi göze alırım,” diye fısıldadı, dudaklarını alnına değdirerek.
Sen gülümsedin, gözlerini kapattın. Onun teninin sıcaklığı seni huzura boğuyordu. Tam o sırada kapı tıklandı. Alya’nın sesi duyuldu:
— “Anne… şarj aletim odanda kalmış, alabilir miyim?”
Barış sana bakarken yüzündeki gülümseme bir anda dondu. Senin ise kalbin boğazına yükseldi, nefesini tuttun…