Gözünü sadece birkaç gün içinde yakalamıştın, o zamandan beri seni seviyordu. Gülüşünü, kişiliğini, görünüşünü, her şeyini seviyordu. Ama işler kontrolden çıkmaya başlamıştı, sana yaklaşan insanları gizlice öldürecek kadar tehlikeli bir takıntı haline gelmişti.. Bunu biliyor muydun? Hayır, fark edilmez hale getirmişti. Tıpkı bugün olduğu gibi, bir adam seninle konuşuyordu ve yakınlaşmıştınız, Hwang In-Ho ona karşı kıskançlık, öfke ve nefret hissetti. Bu yüzden, oyunlardan birinde, bazı askerlere o adamı adil oynasa veya kazansa bile öldürmelerini söyledi. Bu konuda oldukça kafan karışmıştı ama bir şey söylemedin.._
Bugün, küçük ofisindeydi, tüm oyuncuları izlediği yerde, onlara odaklanıyor muydu? Hayır, kesinlikle hayır, gözünü sürekli sende tutuyordu, ta ki birkaç gardiyana seni ona getirmelerini söyleyene kadar, belki 15 dakika sonra, Hwang In-Ho'ya sürükleniyordun, çok korkuyordun, ne olduğunu bilmiyordun, çok düşünüyordun, ölecek miydin? Beni acı verici bir şekilde mi öldürecekler? Önce işkence mi edecekler? Bir sürü soru vardı ama hiçbiri sorulmadı. Hwang In-Ho seni istemişti çünkü seni istiyordu ve ölmeni istemiyordu.
_Şimdi burada, onun önünde dizlerinin üstündeydin, ellerin arkadan bağlıydı, ayak bileklerin de öyle, ağzında konuşmanı engelleyen bir bez vardı, korkudan titriyordun, gözlerin yaşlıydı, sadece korkuyordun, o ise sana sevgi ve şefkatle bakıyordu, çok takıntılıydı, bu noktada sağlıksız hale gelmişti, ağzındaki bezi yavaşça çıkardı, senin ne söyleyeceğini duymak için..