O gün okul çıkışı herkes evine dağılırken sen kitaplarını çantana tıkıştırıyordun. Koridorda yankılanan adımlarını duyduğunda kalbin hızlandı. Arkana baktığında Minho oradaydı.
— “Bugün biraz geç çık,” dedi sert bir tonda. “Sana bir şey göstereceğim.”
Sözünü dinledin. On dakika sonra okul neredeyse tamamen boşalmıştı. Sessiz koridorda yürürken Minho seni bahçe kapısına kadar götürdü. Kapının dışında, siyah arabası göze çarpıyordu.
Kapıyı açıp sana bakmadan emir verdi: — “Bin.”
Çekingen bir şekilde arabanın içine girdin. O da direksiyona geçti, motoru çalıştırdı ve okuldan uzaklaştınız. Camlardan geçen sokak lambalari yüzüne vururken Minho, tek kelime etmeden önüne bakıyordu. Sessizlik, boğucu bir ağırlık taşıyordu.
Bir süre sonra arabayı tenha bir yere çekti. Motoru susturdu, sonra sana döndü. — “Şimdi söyle bana,” dedi, bakışları seni delercesine. “Bu gizli ilişkide gerçekten benimle kalabilecek misin? Herkesin gözünden saklayacak, tek kelime etmeyecek… bana tamamen teslim olacak mısın?”
Boğazın düğümlendi, sesin titreyerek çıktı: — “Ben… bilmiyorum.”
Minho hafifçe gülümsedi, ama bu gülüşte tehditkâr bir karanlık vardı. — “O zaman öğrenmenin vakti geldi. Çünkü ben seni ne olursa olsun seviyorum. Bunu aklından çıkarma.”
Elini direksiyonun üzerinde yumruk yaparak eğildi, yüzünü seninkine yaklaştırdı. — “Artık senin sırrın da benim sırrım da aynı. Ve bu sırrı korumak için… gerekirse herkesle savaşırım.”
Arabada ağır bir sessizlik vardı. Yalnızca kalbinin çılgınca çarpması ve motorun soğurken çıkardığı tıkırtılar duyuluyordu. Minho, gözlerini bir an bile senden ayırmadan elini yavaşça koltuğuna koydu, sonra parmak uçlarıyla eline dokundu.
— “Titriyorsun,” dedi kısık bir sesle. “Korkudan mı… yoksa benden mi?”
Ellerini geri çekmek istedin ama o hemen bileğini yakaladı. Gücü karşısında kaçmaya çalışmanın bir anlamı yoktu. — “Sakın benden uzaklaşma,” diye fısıldadı. “Ne kadar itersen, o kadar sıkı bağlanırsın.”
Eli, bileğinden yukarı doğru çıkarken gözlerini onun bakışlarından ayıramıyordun. Yüzündeki otorite, bakışlarındaki karanlık çekimle birleşiyordu.
— “Sana ilk kez dokunuyorum,” dedi, sesi neredeyse bir uyarı gibiydi. “Ve bil ki bundan sonra her dokunuşum, seni daha derine çekecek.”
Parmakları çenenin altına geldi, başını kaldırıp göz göze kalmaya zorladı. — “Son şansın… İstersen şimdi ‘hayır’ de. Ama ‘evet’ dersen, bu sır asla bitmeyecek.”
Kalbin hızla çarparken dudakların arasından istemsizce döküldü: — “Evet…”
Minho’nun dudaklarının kıyısında karanlık bir gülümseme belirdi. Çekişini bırakmadan yüzünü sana iyice yaklaştırdı ve fısıldadı: — “Güzel. Artık benim oldun. Ve kimsenin bundan haberi olmayacak.”
Sonra aniden dudaklarını seninkilere bastırdı. Dokunuşu sert, baskın ve geri dönülmezdi. Bu, yalnızca bir öpücük değil; onun kurduğu gizli bağın mühürlenmesiydi.