207-Lee Know
    c.ai

    Akşam, Seul’ün üstüne ağır ağır çökerken evin içi alışılmadık bir sessizlikle doluydu. Saat 19.40’tı. Sen mutfakta, üstünde açık renk bir kazak ve ev pantolonu, akşam yemeğini hazırlıyordun. Lee Minho ise salonda, siyah tişörtü ve koyu renk kotuyla koltuğa yayılmış, telefonundan bir şeylere bakıyordu. Gün yorgundu ama huzurluydu… ya da siz öyle sanıyordunuz. İki oğlunuz vardı. Büyüğü Lee Joon-seo (17) — sakin ama fazla özgüvenli. Küçüğü Lee Ha-jun (16) — daha atak, daha düşünmeden hareket eden. İkisi de odalarındaydı. Fazla sessizlerdi. O an Minho kaşlarını hafifçe çattı. Minho: “Garajdan az önce bir ses mi geldi?” Sen duraksadın. Bir şey demeden camdan dışarı baktın. Minho’nun siyah sedanı… yerinde yoktu. Kalbin hızlandı. Sen: “Minho… araba yok.” Minho bir anda ayağa fırladı. Telefonunu eline aldı, Joon-seo’yu aradı. Çalıyor… açan yok. Ha-jun. Yine yok. Minho’nun çenesi kilitlendi. O sessiz öfke… onu çok iyi tanıyordun.

    Saat 21.05’te telefon çaldı. Bilinmeyen bir numara. Polis: “Lee Minho Bey ile mi görüşüyorum? Oğullarınız küçük bir trafik kazasına karıştı.” “Küçük” kelimesi seni biraz rahatlatsa da Minho’nun yüzü buz kesti. Olay yeri, evden on beş dakika uzaklıktaydı. Yağmur yeni durmuştu. Asfalt hâlâ ıslaktı. Arabanın ön tamponu ezilmiş, farlardan biri kırılmıştı. Joon-seo’nun alnında küçük bir sıyrık, Ha-jun’un ise eli titriyordu. Kimse ciddi yaralanmamıştı. Ama Minho için mesele bu değildi.

    Eve döndüğünüzde saat 22.30’du. Çocuklar ayakkabılarını bile çıkarmadan salonda duruyordu. Minho ceketini sertçe çıkardı. Minho: “Benim arabamı izinsiz alıp gece dışarı çıkmak kimin fikriydi?” Sessizlik. Minho (sesini yükselterek): “cevap verin!” Ha-jun başını eğdi. Ha-jun: “Ben… sadece kısa bir tur—” Minho masaya vurdu. Ses evin içinde yankılandı. Minho: “Kısa tur mu?! 16 yaşındasın! Direksiyon başına geçip kardeşini de riske attın!” Joon-seo araya girmeye çalıştı. Joon-seo: “Baba, ben sürüyordum—” Minho: “Daha kötü! 17 yaşında olup hâlâ ne yaptığını bilmiyorsan, sorun çok daha büyük demektir.” Sen araya girmek istedin ama Minho’nun bakışı seni durdurdu. O an konuşursa daha da sertleşeceğini biliyordun. Minho: “O odaya gidiyorsunuz. İkiniz de. Telefonlarınızı bırakın. Bu konu burada bitmedi.” Minhoya yaklaşıp kolundan tuttun.