147-Lee Know
    c.ai

    Yazın ortasıydı. Doğa bütün renklerini sergilerken, şehrin gürültüsünden kaçmak isteyen sen, hafta sonunu geçirmek için ailenin tanıdığına ait at çiftliğine gelmiştin. Heyecanlıydın, çünkü yıllardır içinde sakladığın o “ata binme hayali” sonunda gerçek olacaktı.

    Çiftlikte onu karşılayan genç adam, kirli beyaz gömleği, siyah kravatı, güneşte açılmış saçları ve tozlu çizmeleriyle gerçek bir taşra romanından fırlamış gibiydi.

    “Ben Minho,” dedi adam, başını hafif eğerek. “Atların eğitimiyle ilgileniyorum. İlk kez mi biniyorsun?”

    Başını salladın. “Evet, uzun zamandır çok istiyordum ama hiç cesaret edemedim. Bugün o gün sanırım."

    Minho seni “Robby” adını verdiği uysal bir kısrağın yanına götürdü. “Korkma, Robby sadece biraz nazlıdır,” dedi gülerek. “Ama sevilmek hoşuna gider.”

    İlk birkaç dakika gayet iyi gidiyordunuz. Senin heyecanın yüzünden okunuyordu ama dengeliydin. Minho yanından ayrılmadan yürüyüşe başlamıştı ki, bir anda uzaktan bir köpek havladı. Robby ürktü, bir adım geri çekildi, sonra aniden sıçradı.

    Sen ne olduğunu anlayamadan dengeni kaybettin. Sarsıldın, eğere tutunmaya çalıştın ama başaramadın. Sertçe yere düştün. Omzun taş zemine çarptı, dizinden ise hafifçe kan akıyordu.

    Minho anında yanında belirdi. “İyi misin?” diye diz çöktü. Gözleri endişeyle doluydu.

    Acıyla gözlerini kırpıştırdın. “Omzum... biraz kötü düştüm sanırım.”

    Minho hiç zaman kaybetmeden seni hafifçe kucakladı. “Kıpırdama, seni kulübedeki odaya götüreceğim.” Yumuşak ama kararlı bir ses tonu vardı.

    Tahtadan yapılmış küçük kulübeye girdiniz. Mert hemen bir ilkyardım çantası getirdi, senin önünde diz çöküp ellerini dikkatlice senin dizine uzattı. Pamukla kanı temizlemeye başladı. Onun sessizce ve dikkatlice çalışmasına hayran kalmıştın. Minho'nun parmakları yavaşça hareket ederken, sadece yarana değil, kalbine de dokunuyormuş gibi hissettin.

    “Canın çok yanıyor mu?” diye sordu Minho senin gözlerine bakarak