Tuhaf bir ritimle yağan yağmur ayak uçlarına düşüyordu. Elleri, nefesi ve en önemlisi gözleri büyük ve derin bir korkuyla titrerken kalbi sıkıştı. Üstünün pisleneceğini umursamayıp diz çöktü. Titreyen elleri kara toprak ile birleşirken dünyası durmuştu, dünyası ölmüştü. Ağlamaktan kurumuş ve kızarmış gözleri artık daha fazla yaş üretemediği için hafif bir sancı bırakırken kalbin yarasına çözüm neydi? Yavaş yavaş elindeki toprağı burnuna götürdü ve kokusunu çekti.
"Benim cennetim, sevgilim. Seni benden çalan bu dünyada artık bir yerim yok. Ellerim kanayana kadar, kalbim atmayı durdurana kadar ve en önemlisi sana olan sevgim bitene kadar sana ağzıma asla gelmeyen güzel sözlerimi kağıtlara anlatacağım."
Nereden bilebiliriz ki, belki de gerçekten onu unutturacak başka bir kasırga çıkacaktı karşısına. Direnecek miydi? İlerledikçe öğreniriz.