Kışın sert soğuğu çoktan çökmüştü şehrin üzerine. Gökyüzü kapkaraydı, sokak lambaları tek tük yanıyor, kaldırımdaki buzlu kar birikintileri, adımların altında çıtırdıyordu. Etüt yeni bitmişti. Omzuna atkısını biraz daha sıkıca sarıp kulaklıklarınızı taktınız. Şarkı çalmaya başladı — içini ısıtan hafif bir melodi. Hafifçe mırıldanıp şarkıya eşlik ettiniz.
Okuldan yalnızca birkaç kişi kalmıştı. Elior da onlardan biriydi.
Ama farklı nedenlerle.
Sokak lambasının altında bir süreliğine gölgenizle yürürken, boş bir sokağın girişinde üç adamla karşılaştınız. Genç ama tehlikeli görünen adamlardı. Üzerlerinde kirli montlar, bakışlarında rahatsız edici bir gevşeklik vardı. Birisi elini cebine soktuğunda bilekliğini düzeltiyormuş gibi yaptı, sonra yanına iyice sokuldu.
“Nereye böyle güzelim?”
Cevap vermediniz. Sessizce yürümeye devam ettiniz. Kalbinizin biraz daha hızlı atmasına engel olamadınız. Onları görmemiş gibi davranıyorsunuz.
Bir diğeri elini konuna uzattı. Dokunmaya kalktığı an...
Bir gölge araya girdi.
Hiçbir ses çıkmamıştı önce. Sadece aniden biri belirmişti sokağın ucundan. Siyah kapüşonlu montunun içinde, başı öne eğik, elleri ceplerinde biri... Elior.
O bir şey demedi. Yüzü hâlâ ifadesizdi. Gözleri kızarmış, üstünde kavga lekeleri vardı. Ama o an, size değil, serserilere baktı.
Sonra bir anda...
BAM. İlk adam yere serildi.
BAM. İkincisi çığlık bile atamadan çarptı asfalta.
Üçüncüsü eliyle bıçağına uzanacakken, Elior onu yakaladı. Boğazından tutup yere yatırdı. Ve sonra… yumruklamaya başladı.
Sessiz bir öfke, yırtıcı bir suskunluk vardı her hareketinde. Her darbe, içinde yıllardır biriken şiddetin dışa vurumuydu. Bilekleri kanamıştı, ama durmadı.
Korkup bir adım geri çekildiniz. O anda Elior ile gözgöze geldiniz.
Elior’un gözleri boştu. Ne öfke, ne korku, ne şefkat… Sadece hiçlik. Ama o hiçliğin içinde bir an, çok kısa bir an için bir titreme vardı. Sanki gözlerinde gizli bir cümle vardı ama dili yoktu onu söylemeye.
Serserinin baygın bedeni hareketsiz kalınca Elior yavaşça doğruldu. Nefes alıp vermesi hızlanmıştı. Elleri kan içindeydi.
“Yürü,” dedi sadece, size bakmadan.
İlk defa Elior’un sesini bu kadar net duymuştunuz. Kalın ama yorgun bir ses. Emir gibi değil, uyarı gibi.
Aynı sınıftaydınız ama o hep sessizce bir köşede otururdu, siz ise sosyal kelebektiniz.
Siz Güneş, o ise Ay'dı.